25 Nisan 2020 Cumartesi

Mükemmeliyetçilik

  Evet dostlar bugünkü konumuz mükemmeliyetçilik.. Böyle bir şey var mıdır? Mümkün müdür? Kısacası mümkün değildir. Uzuncasını da irdeleyecez biraz. İftar sonrası ilham mı geldi nolduysa böyle bir şey çizittirivereyim dedim.
  Mükemmeliyetçilik kulaklara olumlu bir şeymiş gibi gelse de değildir aslında.
-Ben çok mükemmeliyetçi biriyimdir. Hadi len ordan.. Mükemmeliyetçisin de naptın!? Öncelikle bir insanın böyle bir cümle kurabilmesi için kişiliğinin oturması, hayata dair bir bakış açısının olması lazım. Adı üstünde mükemmeliyetçilik yani hayatta her şeyin kusursuz gitmesi, böyle bir şey mümkün müdür?
  Herkesin olmaya çalıştığı bir tip vardır. Kimi olur, kimi olamaz. Ancak madem her şeyin kusursuz olmasını istiyorsun ilk önce şu soruyu sor kendine: İdealimdeki insan gerçekten olması gerektiği yerde mi? Yani o topraklarda mı doğdu? Cevap hayırsa en başından gitti zaten. İlk kusur.. Hadi diyelim bu bireyin kendisiyle ilgili bir durum değil. E tamam da insanın başına gelenlerin çoğu kendisiyle ilgili değil ki. Yani çoğu olay bizim dışımızda gelişiyor. Hadi diyelim bunları bir yere kadar kontrolümüz altına aldık. Nası olacaksa artık? Bi de kendimizle ilgili yani iç olaylar var. Kusursuz olmak için sadece kendi hayatımızı kontrol etmek yetmez ki.. Başkalarının hayatını da kısmen de olsa kontrol edebilmemiz gerekir. Gerçekten istediğimiz kişiler mi hayatımızda? Sürekli onlarla mı muhatap oluyoruz. Yoksa çevremiz anlayışsız, sevgisiz, kıskanç bir sürü ruh hastasıyla mı dolu?
  Kusursuzluk.. Zamanında ben de bu çukura düştüğüm için çok takılıyorum bu kelimeye. Ama bir düşününce ne kadar korkunç bi tanım. Basit canlılarız olum biz. Neyin kusursuzluğu? İçinde kötülük olmayan, iyi bir aile terbiyesi almış her vatan evladı ergenliğinde dünyayı kurtarmak ister. Sonra bunun imkansız olduğunu öğrenince ailesini kurtarmayı ister. Onu da başaramazsa kendini. Bizim yapacağımız şey ise küçük hedefler koymak. Dünyayı tek başına değiştiremezsin canım kardeşim. Gerçek bu. Ancak hemen umutsuzluğa kapılmamak gerek. Dünyayı değiştiremiyosan kendi dünyanı değiştiriceksin. İdealindeki dünya nasılsa evlenip barklanınca aileni o rol modele göre kurucaksın. Arkadaş çevreni ona göre belirliyceksin. Yani kendi dünyanı kuracaksın. Belki sen dünyayı değiştiremezsin ama senin kurduğun bu dünyadan gelen birileri değiştirir. Senin de bunda bir payın olmuş olur.
  Kısacası demem o ki dostlar mükemmeliyetçilik filan geçin bunları. Böyle bir şey mümkün değil. Yorar adamı böyle kavramlar. Ünlü Türk düşünürü Kahraman Deniz'in de dediği gibi olmak için doğduğunuza dönüşün. Hehehe. Hadi hayırlı ramazanlar..

18 Nisan 2020 Cumartesi

Tutunmaya Çalışanlar

  Evet efendim. Kimdir bu tutunmaya çalışanlar? Biziz efenim biz. Biz Yaşar usta.. 80'lerin sonu, 90'ların başında doğan nesil. Peki nedir bizim bu imtihanımız? Peki biz niye ''Tutunamayanlar'' değiliz de ''Tutunmaya Çalışanlarız''.
  Özellikle içinde bulunduğumuz bu zor günleri de hesaba katarsak baya bir küresel, toplumsal olaya maruz kalmış bir kuşağız. Bunlara rağmen yılmadan hayata tutunmaya çalışıyoruz. Şaşırma eşiğimiz haliyle baya bir yüksek.. Ancak hala hayatla olan bağımızı koparmış değiliz. Hayata bir yerlerden tutunmaya çalışıyoruz. Bizim kuşağın görüp geçirdiği bazı elim olaylardan bahsetmek istiyorum müsaadenizle.. Kronolojik bir sıraya tabi kalmıycam;

  -11 Eylül Saldırıları: Olayı çok derinlemesine incelemiycem ancak bu olayın sonunda Irak tarumar olmuştur. Neymiş efenim El  Kaide üyesi birkaç gerizekalı bir uçak kaçırıp ikiz kulelere ve Pentagon'a saldırmış. Usame bin Ladin'de çıkıp bunu üstlenince oh, oldu bu iş. Zaten bu Al Jazeera hangi teröristi övüyorsa bilin ki o adam maşadır. Gerçi maşa olmayan terör örgütü mü var anasını satıym? Neyse, Usame bin Ladin'i bir belgeselde öyle bir anlatıyorlar ki şu şekilde bu adamın bir terör örgütü lideri olamayacağını düşünürsün:

  Yok çayı 35 şekerli içerdi, mağarasında ağırladığı gazetecilere karşı çok kibardı vs. Her neyse konudan çok sapmayalım. Bizi ve geleceğimizi derinden etkileyen olaylardandı bu elim hadise.
     
  -2002 Genel Seçimleri: Hehehe. Bu olayın sonuçları belli yani bu konuda diyecek pek bir şey yok. Akp %34.28 oy ile iktidar oldu.

  -Süleyman Çakır'ın ölümü: Ehehehe. Bir çoğumuzu derinden etkiledi bu olay, yalan yok.

  -Arap Baharı: 2010 yılında başlayan bu olaylar hala neticelenmemiştir. Gerçi olayın ne kadar bahar olduğu da tartışmaya açıktır ya neyse. Arap devrimci kardeşlerimiz sayesinde Ortadoğu çok daha güzel bir yer haline gelmiştir ve onlar da hak ettikleri ''demokrasi''ye kavuşmuşlardır. Ayrıca bu olayın Suriye'de tıkanması üzerine bir de mülteci sorunu ortaya çıkmıştır ki yine bundan da en çok etkilenen ülke biz olduk.

 -Gezi Parkı: Olayın kendisi elim bir hadise değil, polisin tepkisi elim bir hadisedir. İnsanlar orada anayasal hakları olan gösteri yürüyüşü yaparlarken polis bir anda güç kullanmaya başladı. Biz anayasal hakkımızı kullanamadıktan sonra bu ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün müdür?

 -15 Temmuz Darbe Girişimi: Şimdi bu olayın iç yüzünü gerçek anlamda bilen dünya üzerinde çok az insan var. Bunda şüphe yok. Zira konumuz bu değil. 15 Temmuz 2016'da gece 22.30 civarında Boğaz Köprüsü askerler tarafından kapatıldı. F-16lar üzerimizden uçtu, çatışmalar yaşandı vs. Sonra olayın TSK'nın içindeki azınlık bir grup tarafından yapıldığı anlaşıldı. Dediğim gibi konumuz olayın iç yüzü değil. Konumuz böyle bir olayın yaşanma ihtimali? Ehehe.

 -Corona Virüs: Evet. Asıl mevzu burda. Yani bizi etkileyen ve güncel olan mevzu. Bir aydan fazladır ülkemizde de etkisini gösteren bu virüs bizi evlere hapsetti. Bunca sorun yetmezken bir de virüs çıktı. Planlar, okullar, işler hepsi yarım kaldı. Neyin ne olacağı belli değil. Ancak bunca felakete rağmen, belirsizliğe, kaosa rağmen hala ayakta kalmaya çalışıyoruz. Çocukluğumuzdan bu yana süre gelen bu olayları artık şu şekilde karşılıyoruz:
  Hepimizin yaşadığı kişisel problemler, onun dışında hep birlikte yaşadığımız toplumsal olaylardan sonra duruşumuz budur. Bırakın gelsin. Zaten artık bunun bir tık üstü olarak meteor yağmuru ve uzaylı istilası kaldı. Ehehe. Evet sevgili kuşaktaşlarım, bundan önce böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Biz hep tutunmaya çalışıcaz. Bizim ömrümüz hep tutunmaya çalışmakla geçecek..